Müslüman toplumlar arasındaki dayanışma ve işbirliği sadece dini bir çatı altında değil; aynı zamanda bilim ve teknoloji, eğitim/yükseköğretim, sanat ve kültür, ekonomi ve siyasi alanlarda ülkeler arasında dayanışma ve işbirliğini esas alan bir bütünlük ve bir anlayış çerçevesinde ele alınmalıdır [1]. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Müslümanların “tek bir ümmet” olduğu vurgulanır [2] ve bu inançtan doğan bilinç Müslümanların ve İslam medeniyetinin tarih boyunca ortak hedefler etrafında kenetlenmesini mümkün kılmıştır. Bu bilinç, sadece bir inanç bağı değil; aynı zamanda ortak tarih, kader ve sorumluluk duygusunu da ifade eder. Bu şuurda hareket edilmesi halinde, İslam toplumlarının kendi aralarındaki farklılıkları aşarak ortak bir vizyon doğrultusunda hareket etmeleri de sağlanmış olur.
Günümüzde, İslam dünyasının parçalanmışlığı, mezhep çatışmaları, ulusal çıkarların ümmet ideallerinin önüne geçmesi ve bazı yönetimlere yönelik dış müdahaleler bu şuurun ve birliğin zayıflamasına neden olmuştur. Oysa yeniden güçlü bir dayanışma ve işbirliği bilincini inşa etmek, sadece dini dayanışmayı değil; siyasal istikrarı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve teknolojik alanlardaki dayanışmayı ve ilerlemeyi, neticesinde de toplumsal huzuru da beraberinde getirebilir [3]. İslam ülkeleri arasında, birçok alanda geliştirilebilecek stratejik işbirlikleri, yalnızca ekonomik kalkınmayı hızlandırma potansiyeli taşımamakta, aynı zamanda İslam’ın özünde yer alan ‘esenlik ve barış’ anlayışını yeniden tüm dünyaya doğru bir biçimde tanıtılmasına da katkı sağlayabilir. Tarihsel süreçte, medeniyetlerin gelişiminde bilimin, eğitimin, üretimin ve teknolojinin belirleyici bir rolü her daim olmuştur. Bu durum dikkate alındığında, İslam dünyasında bu alanlarda yeniden tesis edilecek ortaklıkların, hem bölgesel refahı hem de uluslararası barış ortamını güçlendirecek önemli bir araç olacağı ifade edilebilir [4].
İslam dünyasında, İslam İşbirliği Teşkilatına üye olan 57 Müslüman ülke bulunmaktadır. Bu geniş coğrafyada yaklaşık olarak iki milyardan fazla insan yaşamaktadır. Ancak bu potansiyelin yeterli ve etkili bir dayanışma ve işbirliği içinde hareket ettiğini ifade etmek mümkün değildir. Bu ülkeler ve bu potansiyel, çok boyutlu stratejik işbirliklerine dayalı bir vizyona sahip olmadıkça parçalanmışlık içinde kalmaya devam edecektir. Söz konusu stratejik işbirliklerinin geliştirilebileceği ve ümmet arasında etkili bir iletişim sağlayacak öncelikli alanlar ise ekonomi ve ticaret; bilim, teknoloji ve sanayi; siyaset ve diplomasi; kültür ve sanat; eğitim ve yükseköğretim gibi alanlardır [5-8].

19 ve 20. Yüzyıl bilim ve teknoloji alanındaki önemli keşiflerin yaşandığı yüzyıllar olmuştur. Bu keşifler insanlığın refahına hizmet ettiği gibi bu imkânların önemli bir kısmını elinde bulunduran kötü niyetli, Emperyalist ve Siyonist yöneticilerin elinde, bu imkânlar önemli ölçüde birer esaret, yıkım ve yok etme aracına da dönüşmüştür. İki asırlık bu esaret ve zulüm zamanlarından sonra, tüm insanlığın barışı ve huzuru için, 21. yüzyılın İslam ülkeleri arasında işbirliğinin daha verimli bir şekilde gelişeceği bir yüzyıl olması için gayret etmemiz gerekiyor. Bunu yapabilirsek, içinde bulunduğumuz asır, kötü ve zalim insanların değil iyi ve merhametli insanların söz sahibi olacağı, dünya genelinde barışın, hakkın ve hakikatin tesis edilebileceği bir “Hak ve Hakikat Medeniyeti Yüzyılı” olarak da tabir edilebilecek bir asır olabilir. Bunun gerçekleşmesi için İslam ülkelerinin her alanda gelişmesi lazım. Bunu başarmak için de bu ülkelerde var olan maddi kaynağın, doğru stratejilerle ve iyi yetişmiş/nitelikli insanlarla, öncelikli olarak ihtiyaç duyulan alanlara yönlendirilmesi gerekiyor. Verimlilik merkezli büyüme stratejilerinin geliştirilmesi, bu amaç doğrultusunda ülkelerarası kurumsal ve bireysel işbirliklerinin geliştirilmesi ve her ülkenin de kendi içinde üniversite-sanayi-toplum kamu işbirliğinin istenen düzeye getirmesi uygulanması gereken öncelikli stratejilerden olmalıdır. Bu yazının devamında; bu işbirliğinin geliştirilmesine yönelik, uzun yıllardır hizmet ettiğim ve çeşitli faaliyetlerde bulunduğum bilim, teknoloji ve sanayi ile eğitim ve yükseköğretim alanları ile ilgili bazı öneriler sunulmuştur.

Geçen yüzyılda olduğu gibi önümüzdeki yüzyılda da ülkeler bilim ve teknoloji alanında büyük değişim yaşayacaktır. Her alanda güçlü olmak, dış tehditlere karşı daha dirençli hale gelmek ve kendi halklarının yaşam kalitesini yükseltmek isteyen ülkeler işbirliği ve dayanışma içerisinde hareket ederek isterlerse bu yüzyılı Hak ve Hakikat Medeniyeti Yüzyılına dönüştürebilirler. İslam ülkeleri, bu ortaklığı, dayanışmayı ve birlikteliği başarabilirlerse; sömürülen, ezilen, soykırıma tabi tutulan mazlum ve mağdur insanların da umudu haline geleceklerdir. İslam ülkeleri arasında, özellikle eğitim, bilim, sanayi ve teknoloji alanlarında güçlü bir işbirliği sağlanması, sadece bu ülkelerin kalkınmasına değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel barışa da ciddi katkılar sunarak barışı ve adaleti sağlamanın da teminatı olabilir. Bunu gerçekleştirmek için manevi dinamiklerden de güç alarak her alanda nitelik, kapasite ve verimliliği artırmaya odaklanılması gerekmektedir. Bu tür işbirlikleri, İslam ülkelerinin ekonomik ve sosyal gelişimini desteklemenin ötesinde, İslam medeniyetinin özünde bulunan barış, huzur ve esenlik değerlerini küresel ölçekte daha iyi anlama, anlatma ve yaşama imkânını da bize sunabilir. Bu bağlamda, söz konusu işbirliklerinin, İslam dünyasının uluslararası sistemde yalnızca enerji ve doğal kaynak tedarikçisi değil, aynı zamanda barışa ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayan bir aktör olarak konumlanmasına zemin hazırlayacağı düşünülebilir. Bu nedenlerden dolayı, yukarıda öneriler şeklinde özetlenen her başlık, İslam ülkelerinin o alanlardaki egemenliklerini güçlendirmesi ve geleceğin bilgi toplumunda liderlik rolü üstlenmeleri için ayrıca kritik bir öneme sahiptir. Bu birlik şuuru, çağın şartlarına uygun, çok boyutlu, akıl ve hikmet temelli bir yeniden yapılanmayla yeniden diriltilebilir.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun bu yılki toplantıları, alışılmış diploma...
“Futbol asla sadece futbol değildir” sözü, bugün artık romantik bir futbol anlatıs...
İslam Ülkeleri Akademisyenler ve Yazarlar Birliği (AYBİR), İstanbul Nuruosmaniye K...
Ermenistan’da gerçekleştirilen son seçimler, yalnızca ülke içi siyaset açısından d...
Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle son zamanlarda geliştirdiği savunma sanayi atılımla...
Haziran 2025’te başlayan Azerbaycan-Rusya krizi Yekaterinburg’da Azerbaycan vatand...
12 Şubat 2026 seçimleri, Bangladeş’te sıradan bir iktidar değişiminden çok daha fa...
Televizyon çağında prime-time vardı; gazete çağında manşet. Dijital çağda prime-ti...
Libya, Suriye iç savaşı, Rusya-Ukrayna savaşı ve Gazze soykırımında arabuluculukta...
1. Türkiye ve Endonezya gibi iki büyük Müslüman ülkenin küresel ölçekte artan iş b...
Copyright By AYBİR - 2026